• la blogotheque

    3.
    Uzun süredir takip ettiğim Çok hoş bir Fransız müzik bloğu/kanalı. antoine souchav' ı görünce , 'ben bu kanal hakkında nasıl hiçbir şey yazmamışım ?!' deyip koştum; Neyse ki başlığı açılmış, çok sevindim.

    take away shows projesi inanılmaz güzel, oldukça kaliteli işler çıkarıyorlar; klipler hele ayrı hoş.

    Buradan parça seçmek hayli zor. Otomatik oynatma' ya tıklayıp sırayla klipleri de izleyerek dinlemesi makbul, bambaşka yerlere sürüklüyorlar insanı.

    https://youtu.be/VCMWr5f3CIY
    4 ... elisabethvogler
  • brad pitt in giydiği köylü adam elbisesi

    9.
    Çuval giyse yakışır sözünü doğruluyor kendileri. yaşlılık bile tylerımızı es geçmişken böyle torpili o iğrenç ötesi pantolon sarsabilir mi ?

    Bu adam pezevenk gömleğiyle bile dünyayı kendine aşık etmiş, daha neyi kanıtlasın ?!*
    brad pitt in giydiği köylü adam elbisesi
    10 -1 ... elisabethvogler
  • okul hayatında en gereksiz ders

    413.
    gereksiz görülen müzik,resim, beden eğitimi gibi dersler en gereklileri esasında zira hem öğrencilerin yaratıcı yönünü tetiklemeyi amaçlıyor hem de keyifli bir mola görevi görüyor fakat bu derslerin eğitimi gerektiği gibi verilemiyor ne yazık ki.

    Bunda hem öğretmenlerin vizyonsuzluğunun payı var hem de devlet okullarındaki materyal-imkan yetersizliğinin. Yine de vakti zamanında daha vizyonlu öğretmenlerle tanışmış olsaydık şayet, pek çok konuda farkındalığımız oldukça erken yaşlarda gelişme imkanı bulurdu.

    Beden eğitimi dersinde matematik sorusu çözdürülen bir öğrenciden ne kadar vizyon bekleyebilirsiniz ki ? Dört işlem çerçevesinde dar bir dünya görüşüyle milyonlarca insan yetişiyor ve bu kısır döngüyle stereotipleşen insanlar günümüzü şekillendiriyor(!)

    Sözün özü gereksiz ders yoktur, mesleğini gerektiği gibi icra edemeyen öğretmen ve mesleğini hakkıyla icra etmek isteyen öğretmene imkan tanımayan devlet vardır.
    6 -1 ... elisabethvogler
  • villamıza doğalgaz geldi ido üşümekten kurtuldu

    10.
    bir gün iDO babasının yanına gitmiş ve şöyle bir diyalog geçmiş aralarında :

    - Baba çok mutsuzum, villamız o kadar soğuk ki s*çtığım her an her dakika ızdırap gibi geliyor. Ühühü böyle çile görmedim.

    + Montla sıç.

    - ne ? Baba ne diyorsun, zaten acılıyım g*tüm donuyor.

    + Sıç.

    + Montla sıç !

    Yani bu Montla sıç muhabbeti aslında ido' yla doğmuştur, umut Sarıkaya falan hep hikaye.
    7 -2 ... elisabethvogler
  • anın görüntüsü

    43894.
    anın görüntüsü
    anın görüntüsü

    Merhaba ceket üstü trençkot mevsimi !

    https://youtu.be/wPSZp_rOXHg

    (bkz: chet faker)
    19 -4 ... elisabethvogler
  • nefret edilen kadınla sevişmek

    15.
    Tatlım o nefret değil yahu, cinsel gerginlik.

    nefret edilen kadınla sevişmek
    21 -2 ... elisabethvogler
  • franck pourcel

    2.
    Ünlü Fransız bestekar.

    bir başkadır dizisi'nde morir de amor parçasını bolca duyabilirsiniz, çok da hoştur ve lovage' nin dokunuşlarıyla da orgazmik bir hal almıştır.

    https://youtu.be/p_7IdMQffUc
    5 ... elisabethvogler
  • lovage

    8.
    https://youtu.be/2P3RTPevirM

    Sevişirken dinlenecek şarkılar lisTesi bu grupla doğmuş.
    4 -1 ... elisabethvogler
  • insan ilişkilerinden çıkarılmış en önemli ders

    22.
    Merhametin ve empatinin fazlası göz çıkarır.

    En önemlisi olmasa da beni en çok şaşırtan ve üzen çıkarım bu olmuştu. Ben her şeyin bir insanı sevmekle başlayacağına hayli inandırmışım kendimi, bu yüzden yaşamımdaki insanları -e rağmen sevmeye ve koruyup kollamaya dikkat eder, kırılmasınlar diye özenli davranmaya gayret gösteririm.

    Gelgelelim karşınızdakinin hamurunda incelik yoksa şayet ona verdiklerinizin hiçbir ehemmiyeti olmuyor ve kırıldığınızla kalıyorsunuz, yazık.
    16 ... elisabethvogler
  • pentinin gittikçe güzelleşmesi

    25.
    Sanırım agent provocateur' den esinlenilmiş ma vie privee koleksiyonunda, çok da iyi olmuş tebrik ediyorum kendilerini.

    agent provocateur alacak zenginliğe henüz erişemedik lakin penti' nin cicili bicili iç çamaşırları yanında hayli başarılı bir muadili olmuş yeni koleksiyon.

    (img:#2097979)

    Bu muhteşem korse 625 dolar misal agent provocateur' de , çarp yediyle...
    5 -1 ... elisabethvogler
  • uyuma taklidi yapanı uyandıramadığınız gerçeği

    1.
    Benim yaşlarımda bir erkek kuzenim var, küçükken kendisini hiç sevmezdim. Bir gün geldi diye uyuma taklidi yapıyordum, Şeref yoksunu gelir gelmez yanıma koşup lök diye gözümü açtı, " böyle açınca beyazı gözüküyorsa uyuyorsundur " deyince " ehe şaka yaptım " deyip kalkmak zorunda kalmıştım. O günden beri uyuyor ayağı yapıyorken yüzümü yastığa gömerim.

    (bkz: hayat kurtaran bilgiler)
    12 -1 ... elisabethvogler
  • günün karikatürü

    6744.
    günün karikatürü

    Canım yiğit özgür ! Ben bu ağaç serisine çok gülüyorum, sizi de neşelendirsin.*
    6 -3 ... elisabethvogler
  • bir başkadır dizisi

    52.
    Meryem karakteri sayesinde en köylü özelliğimi öğrenmemi sağlayan dizi.

    Bir bölümde Meryem psikiyatriste börek götürüyordu, o anları izlerken "işte bu benim !" dedim. Bir samimiyet göstergesi olarak herkese kek-börek yapıp götürmek gibi bir huyum var; En son diş doktoruma kek götürecektim de geç kalıp götürememiştim, içime oturmuştu.*

    Bir de fatih artman ne kadar hoş bir adam oldu, rolünün hödüklüğüne rağmen kendisini de oyunculuğunu da çok beğendim.
    6 ... elisabethvogler
  • bi erkeğin ulaşabileceği maksimum karizma seviyesi

    2.
    Erkekliğin jean paul belmondo halidir.

    Godard' ın izlediğim ilk filmi a bout de souffle idi ve sevgili michel' i izlerken " çirkin erkek karizması diye bir şey varmış be ! " diyerek izlemiştim; O zıpır halleri inanılmaz etkileyiciydi, Jean seberg gibi tapılası bir kadını dahi gölgede bırakmıştı.

    'Seninle şöyle' tadında filmden bir kareyle kendisine Hayranlığımı ileterek iyi geceler diliyorum.

    bi erkeğin ulaşabileceği maksimum karizma seviyesi
    4 ... elisabethvogler
  • dopamin diyeti

    1.
    Dopamin orucu, dopamin diyeti yahut dopamin detoksu.. kendisi bir silikon vadisi trendi.

    Çalışmakta zorlandığım ve odaklanma problemi yaşadığım şu günlerde Beyhan budak' ın bir videosuyla tanıdım ben bu diyeti. Anlık haz veren uyarıcılar dopamin toleransı oluşturuyor, Çok fazla uyarana maruz kalan dopamin reseptörleri duyarlılığını yitirmeye başlıyor ve beyin motive olmak için daha fazla dopamine ihtiyaç duyuyor. Bu yüzden ders çalışmak, kitap okumak gibi aktivitelere motive edecek dopamin miktarı bize yeterli gelmemeye başlıyor.

    Detoksun amacı bu anlık haz veren uyaranlardan uzak durup odaklanma ve dikkat süresini arttırmak. Sosyal medya, mastürbasyon, pornografik içerikler, tatlılar, diziler ve bilgisayar oyunları söz ettiğim anlık uyarıcılara örnek olabilir. Yaşamımızı tümüyle işgal etmiş bu uyarıcılardan uzak durmayı düşlemek dahi bir gerginlik yaratıyordur muhakkak fakat hepimiz zaman zaman bu döngüden sıkılıp daha verimli zaman geçirmenin yollarını arıyoruz. Yürümek, kitap okumak, yazmak bu yollardan birkaçı ve bana s*kko bir popüler kültür zırvalığı gibi gelse de aslında farkında olmadan dopamin diyeti uyguluyormuşuz.

    Bir saati yüksek faydalı aktivitelere ayırıp on beş dakika kendinizi ödüllendiriyor ve bu şekilde arttırarak nirvanaya ulaşıyorsunuz, üç kuruşluk dopaminimizin olduğu şu günlerde kurt cobain' i bile görebilirsiniz.

    dopamin diyeti
    10 -1 ... elisabethvogler
  • seninle başlamadı

    1.
    seninle başlamadı

    mark wolynn' in kalıtsal aile travmaları hususunda nörobilimi ve psikodinamik yaklaşımı birleştirerek atalarımızdan miras aldığımız sorunların psikolojimize etkisinden söz eden eseri. daha evvel paylaşıp hakkında detaylı bir yazı yazma gücünü bulabilirsem içeriği hakkında merak edenleri bilgilendireceğimi söylemiştim, gün bugünmüş.

    akademik dilden hayli uzak ve kolay okunabilir bir kitap, sanırım popülerliğinin kaynağı da bu. Şahsen ben bu açıdan bir doyum yaşamadım, bu kitap yerine Anne Ancelin Schützenberger' in psikosoybilim kitabını tercih ederim. Gelgelelim psikolojiyle ilgisi olmayan birine kalıtsal travmalara giriş tadında hoş bir kitap olabileceğini düşünüyorum. Kitapta, aile travmalarının kalıtsallığı ve atalarının, insan psikolojisinin bugününü nasıl şekillendirdiği vakalarla anlatılıyor. Bilhassa beni hayli şaşırtan bir vaka vardı, Jesse on dokuzuncu doğum gününde gece üçte bir anda üşümeye başlıyor ve o günden sonra uyku problemleri de baş gösteriyor. Yıllardır uyumayan Jesse' nin aile hikayesine bakıldığında, annesinin amcasının tam da on dokuz yaşındayken ve gece üç civarı çıktıkları bir dağ gezisinde donarak öldüğü ortaya çıkıyor.

    Wolynn' in 'çekirdek dil' diye adlandırdığı sisteminde, kişi bilinç dışı korkularını dile getiriyor ve bu da kalıtsal bir travmaya işaret ediyor.John çekirdek dilinde farkında olmadan büyük amcasının travmasını dile getiriyordu, neden uyuyamadığı sorulduğunda " donarak ölmekten korkuyorum " diyordu. Bu, kitapta gördüğüm en uç örneklerden biriydi.

    Kitapta aynı zamanda çekirdek dil, travmaları keşif ve tamir üzerine sorular ve alıştırmalar da mevcut.

    Wolynn travmalar husunda bilhassa annenin rolü ve anneden erken dönem ayrılıkların büyük bir önem taşıdığına vurgu yapıyor. Travmayı dindirmenin ancak aileyle barışmakla ve onları affetmekle mümkün olduğunu söyleyerekse yanılmaktan öteye geçemiyor benim nezdimde.

    Kitapla ilgili naçizane eleştirim de bu anne rolüne yapılan atıf hususunda olacak. Elbette anneden erken dönem ayrılıkların çocuktaki hasarı tartışılamaz gelgelelim travmaların yegane kaynağı ayrılık ve ebeveyn ilişkisi olmayabilir, kitap boyunca anneye bu denli vurgu yapılması bana yazarın annesiyle olan nevrotik bağını henüz yenemediğini düşündürttü, kendisi kitabın başında aksini iddia etse de.

    Bir de travmaların yalnızca aileyi affetmekle dineceğini söylemesini oldukça yanlış buldum, zira terapötik süreçte affetmek tedavinin son basamağı bile olmayabilir çoğunlukla. ailenin kişinin ruhunda bıraktığı izlerin affedilmesi, örneğin cinsel taciz gibi vakalarda, mümkün değildir.

    Ailesiyle sorunları olan insanlar, yoğun olarak kendilerini suçlar. Ailenin açtığı travmaları onarmak bu yüzden zordur, zira aile kutsallığı tabusunu yıkıp ebeveyni suçlamak çoğu çocuk için imkansız görünür. hal böyleyken, travmayla mücadele halinde birinin bu kitabı okuduğunda yaşayacağı suçluluk duygusunu yazar hesaba katmış mı merak ediyorum. Dahası, bu suçluluk duygusunu bastırmak adına oluşacak bağışlanma güdüsüyle yazarın izinden gidip ailesiyle olan nevrotik bağını pekiştirmek dahi isteyebilir ki öfkesini ait olduğu yere koymadan ebeveyni bağışlamak bir yıkımdan fazlası değildir. Kitap boyunca bağışlamaya yapılan vurgu hayli rahatsız ediciydi bu açıdan.

    Bir de, vakaların yer alması çok hoş olsa da vaka çözümlemelerine hiç girilmemiş. Vaka paylaşılıyor, ardından "ve ailesinde onun gibi biri olduğunu öğrenip huzura erdi" minvalinde cümlelerle geçiştiriliyor da, öğrenir öğrenmez nasıl huzura eriyor bu insanlar bunu hayli merak ettim. Hissettiğimiz huzursuzluğun kaynağını bulmak elbette bir ferahlık sağlar fakat bu bağı görmek tüm travmaların çözümü olabilir mi sahiden ?

    Kitabı okuduktan sonra ben de kendi aile travmalarımı düşündüm, Çerkes sürgünü' nün yarattığı travmanın bugünüme etkisini oldukça merak ediyor ve yazarın belirttiği gibi korkularımı, çarpıtmalarımı yazarak travmanın izlerini araştırıyorum.

    Giriş tadında başarılı fakat eksik bir kitap olduğunu belirterek kitaptaki faulkner alıntısıyla yazımı sonlandırıyorum : " geçmiş asla ölmüş değildir. Geçmiş, geçmiş bile değildir. "
    7 ... elisabethvogler
  • din psikolojisi

    3.
    insanların din ve maneviyatla olan ilişkisini psikolojinin yöntem ve teknikleriyle ele alan bir disiplindir. insan neden inanır, neden inkar eder, ibadeti yerine getirmenin etkileri nelerdir gibi sorulara yanıt arar.

    din psikolojisi

    Bu kitabı sanırım iki yıl önce okumuştum. Freud, erikson, adler, jung gibi psikologların din hakkındaki görüşlerine yer vermekle birlikte; el-kindi, er-razi, ibni heysem, gazzali gibi Müslüman filozofların-psikologların görüşleri ışığında islami psikolojiyi inceliyor. Din,dindarlık ve maneviyat incelemelerinin yanında dine dönüş ve din değiştirme, batıl inançlar ve parapsikolojiye de değiniyor.

    Din psikolojisine giriş tadında hoş bir kitap. islami psikoloji hususunda hayli meraklı olduğum için içerisinde ileri düzey okumalar adına referans gösterdiği kitapları da edinmeyi düşünüyorum, önerisi olanları mesaj kutuma beklerim.
    4 -1 ... elisabethvogler
  • aciziyetin kadınlara yakışması

    4.
    Kadına acziyeti değil de kendilerine aşağılık kompleksini yakıştırıyor esasında bu tipler.

    Karşılarında güçlü bir ego görmeye dayanamazlar; otoriteyle savaşlarını kendi içlerinde bitirememişlerdir henüz, bu yüzden içten içe itaat etmekten haz duyarlar. Hayatta hiçbir beceri gösteremedikleri ve maslow' un basamaklarının ilk adımında kaldıklarından mütevellit hakimiyeti yataktan başka bir yerle bağdaştıramaz, cinsel organları işlevini yerine getirebildiği ölçüde "erkek" sanırlar kendilerini. Toplumda fark edilmedikleri için Günün sonunda kahraman olma hayalleriyle yanıp tutuşurlar.

    işte asıl acizlik budur.
    6 ... elisabethvogler
  • ilber ortaylı ile bi sorum var

    1.
    Tuhaf' ın ilber Ortaylı' yla başlattığı yeni YouTube projesi.

    ilber Ortaylı, şirin mi şirin bir kız çocuğuna Atatürk' ü anlatıyor, basit kelimeler seçmeye çalışırkenki hali beni oldukça eğlendirdi.

    Ben bu videoyu nasıl dört gün sonra görmüşüm ?! Bu nasıl tontişliktir, bayıldım videonun konseptine. Youtube'de çok güzel ve faydalı işlere imza atılıyor, televizyonun bizlere kürekle çöp sunduğu şu günlerde ilaç gibi geliyor sahiden.

    https://youtu.be/VIDFct6vqBA
    3 ... elisabethvogler
  • ölüm

    3993.
    ölüm

    Mezarlıklar yalnızca mühim günlerde doludur - Ölülerin bu unutuluşu canımı yakmıştır daima- Bu yüzden her daim sessiz ve huzurludur, yansıtıldığının aksine ürkünçlüğünden eser yoktur.

    Ne zaman babaannemin mezarını ziyarete gitsem bu eski kapıyı insanın ölüm karşısındaki vaziyetine benzetirim. Varlığı ölümü içeride tutuyormuşçasına, öylesine geçirdikleri bir iple rezilliğinden habersiz, dimdik durduğunu sanıyor zavallı..

    Babaannemi hiç tanımadım, ben bebekken ölmüş. Beni kimsenin öpmesine izin vermezmiş tenim zarar görecek diye, kendisi de öpmezmiş korkup. Sadece o gün, ölümünden önce, beni alıp uzun uzun öpüp koklamış. Şaşırmış herkes tabii, beni öptükten birkaç dakika sonra da ölmüş. anlattıklarından beri içimi acıtır bu hikaye. Ben o zaman anladım ölümün bir boşluk olduğunu, eksik bir öpüş belki.. Hiç tanımadığım babaannemin boşluğu eve gelip oturdu, öpüşlerinin yokluğu yanağıma kondu; Tanımadığım bu güzel kadının özlemi kapladı içimi.

    Gençliğine dair tek bir fotoğrafı var evde. Mavi gözleri göçtüğü diyarları düşlercesine yabancı bakıyor; sarı saçlarıyla alabildiğine güzel..

    Kaybettiğim onca insanı değil de babaannemi düşleyip özlüyorum; yaşasaydı nasıl olurdu, kimdi, nasıl öperdi-koklardı diye yanıtsız binlerce sorunun, koca bir ömürlük boşluğun timsali babaannem; Kaybetmenin, aslında hiç sahip olamamış olmak anlamına geldiğini onunla öğrendim ben.

    Ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz, eski püskü bir kapıya güveniyor, varlığıyla güç buluyoruz. Bir ipin kuvvetine sığınacak kadar aciziz, bir kapının ötesine geçemeyecek kadar korkak.

    https://youtu.be/k-QrmrcyaE0

    (bkz: güvenç dağüstün)
    (bkz: nazım hikmet ran)
    11 ... elisabethvogler
  • yeni şeyler getiriyorum